Yaklaşık 90 yıldır dramatik "tehcîr vak'ası"nı bir çeşit "soykırım" şeklinde dünyanın gündemine sokmaya var gücüyle çalışan Ermeniler, her nedense bu tarihten evvel yaşanmış bir dizi kanlı hadisenin üzerinde pek durmazlar. Oysa, bardağı taşırma noktasına kadar getiren bu vak'aların da mahiyeti ve gelişme seyrinin bilinmesi gerekiyor. Aksi halde, 1915'te yaşanan "tehcîr vak'ası" lokal bir hadise imiş gibi orta yerde kalır ki, bununla sınırlı kalınarak yapılacak değerlendirmelerin hiçbiri sıhhatli olmaz.
Şimdi, o tarihten biraz daha geriye doğru gidelim ve özellikle "93 Harbi"nden sonraki (1878) olayların gelişme seyrine kısaca bir nazar gezdirelim...
* * *
Daha evvelden de değindiğimiz gibi, 1877-78 yıllarında Rusya ile yapılan büyük savaşta, Osmanlı tarafı çok büyük kayıplar verdi. Toprakla birlikte hem büyük asker zayiatı verdi, hem de tarihte ender rastlanan pek büyük bir muhacerete mâruz kaldı.
Osmanlı'nın Rusya karşısında gerilemesine paralel olarak yaşanan üzücü en büyük vak'alardan biri de, "sâdık tebaa" diye isimlendirilen Ermeni tebaasından çıkan tedhişçi örgütlerin dahilde çıkartmış olduğu bir dizi patırdı ve kıpırdanmalardır.
Başını Hınçak (Çan sesi) ve Taşnak (Birlik) komitasının çektiği ve tabanın da lojistik destek verdiği bu kıpırdanmaların, yer yer açık isyan ve hatta katliâm raddesine kadar çıktığını tarihler kaydediyor: Hükümet merkezi olan İstanbul başta olmak üzere, Erzurum, Maraş, Trabzon, Amasya, Merzifon, Tokat, Sivas, Diyarbekir, Muş, Van, Sason, Urfa, Adana, Tarsus vesair merkezlerde kanlı çatışma olayları yaşandı.
Bu hadiselerin gitgide büyümesi karşısında, Sultan Abdülhamid, özellikle Doğu Anadolu'da düzenli ordu birlikleri olan "Hamidiye Alayları"nı teşkil etmeye mecbur kaldı.
Tabiî, bu yaptıklarının bir bedeli olarak da, Sultan Hamid, onlarca kişinin canına mal olan (26 ölü, 58 yaralı) meşhûr "bombalı sûikast"ın yegâne hedefi oldu.
Her ne ise, şimdi "tehcîr vak'asına" kadar gelen kritik süreçte yaşanan çok acı ve üzücü kanlı isyanlardan birkaç nümuneye bakalım.
Ermeniler'in 1890'da Erzurum'da başlattıkları büyük kalkışma hareketini, 1894'teki Sason isyanları takip etti. Aynı hadisenin bir benzeri 1895'te Maraş Zeytun'da (şimdiki Süleymanlı) tekrarlandı.
Bu vak'adan bir sene sonra, yani 1896'da İstanbul'da iki hadise ardı ardına yaşandı. Birincisi 30 Eylül günü oldu: Ermeniler, başta Rusya olmak üzere bazı Avrupa hükümetlerinden gördükleri destekle, Doğu'da "vilayat-ı sitte" denilen altı vilayette ekseriyeti teşkil ettikleri gerekçesiyle buralarda kendilerine "muhtariyet" verilmesini isteyerek gösteri yaptılar.
İkincisi ise, aynı yılın 26 Ağustosunda oldu. Birinci teşebbüsleri neticesiz kalan Ermeni militanlar, Osmanlı Bankasına baskın düzenleyerek seslerini duyurmaya çalıştı.
1909'un 14 Nisan'ında başlayıp üç gün devam eden, dokuz gün sonra ise yeniden alevlenen kanlı çatışmaların en büyüğü Adana merkez ve çevre mahallerde yaşandı.
Orada hadisenin patlak verdiği gün, meşhûr "31 Mart vak'ası"nın (13 Nisan) tam da ertesi günüydü. Hükümet merkezindeki otorite boşluğundan istifade eden Ermeniler, şehir merkezi ile çevresinde öylesine büyük bir ayaklanma çıkardılar ki, ortalığı kan-revan içinde bıraktılar. Uzun süren iç çatışmalar neticesinde, her iki taraftan da yüzlerce insan hayatını kaybetti.
Her defasında olduğu gibi, yine dışardan kışkırtılıp destek gören Ermeniler'in gayesi, bölgede özerk bir "Kilikya hükümeti"ni teşkil etmek idi.
O zamanlar hükümet merkezinde de ağırlığı olan ve Hareket Ordusuna destek veren Ermeniler, bu desteğin karşılığı olarak, Talat ile Cemal Paşadan teminat aldılar ve aldıkları teminatla da Adana'da bir tek Ermeniye mukabil, toplam 47 Müslümanı idam ettirmekle bir nevi intikam almış oldular. (Bkz: İki paşanın "Hâtırât"ı ile İ. H. Dânişmend, age, s. 373-74.)
Kaderin garip cilvesine bakın ki, Ermenileri memnun etmek için onlarca Müslümanın idamına yeşil ışık yakan bu her iki paşa da, Ermeni teröristlerin nâmert kurşunlarıyla can verdiler.
M. Latif Salihoğlu / 12.04.2004
Yeni Asya
En Son Aranan Haberler
Okunma : 181 // Aldığı Oy : 8 // Gönderen : Tv Dizileri Oy Ver :
|