Türklerin Ermeni soykırımı yaptığını savunan Minnesota Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Akçam'ın yalan söylediğini belirten Toktamış Ateş'in iddialara cevabı sert oldu: Yalancılar...
Ertelenen ya da iptal edilen ''Ermeni Konferansı'' na değgin görüşlerimi, geçen yazımda dile getirdikten sonra, bu konuya bir daha dönmemek niyetindeydim. Fakat 30 Mayıs Pazartesi günü Radikal gazetesinde yayımlanan bir ''konuşmayı'' okuyunca; bu konuda susmanın, gerçekten bir tür ''ihanet'' olacağı düşüncesine kapıldım. Tarihimizi bu denli saptırmaya çabalayanlar; belli çevreleri inandırıyorlarsa, bunlara meydanı bırakmamak gerektiğini düşünüyorum.
Aslında, bana ne denli ''ters'' gelirse gelsin, her türlü düşünceye karşı ''hoşgörülü'' olduğumu bilirsiniz. Hatta bu hoşgörüm; bazı kendini bilmezler tarafından istismar konusu da yapılır. Fakat düşüncelerine dayanak sağlamak için, ''yalana-dolana sapanlara'' ve insanları kandırmak isteyenlere karşı, asla hoşgörülü olmam beklenemez.
****
Gençliğimde, bu tür yazılarda isim de verirdim. Biraz yaşlanınca vazgeçtim. Zira sorunu böyle ''genelleştirirsek'' aynı şeyi yapmaya çalışan herkesi hedef almış oluyoruz ve bu tutum daha etkili oluyor.
Bu ''konuşmanın'' , sekiz sütun üzerinden ''başlığı'' şöyle: ''Atatürk 'katiller' diye bağırıyordu'' ...
(Bu konuşmayı yapan hanım da, bu ilginç yalanı çok önemli bulmuş ki, sekiz sütun üzerinden manşete taşımış...)
Konuşmayı yapan kişi hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Zaten geçmişte; bu konuda yayımladığı bir kitap nedeniyle değerlendirmesini yapmıştım. Fakat bu konuşmada da, öylesine ''ipe sapa gelmez'' şeyler dile getirmiş ki, üzerinde durmamak mümkün değil.
Bu konuşmada, başlıkla ilgili olarak şöyle diyor: ''...Türkiye'de ilk soykırım kelimesini kullanan ben değilim. Atatürk 'ün arkadaşı Falih Rıfkı Atay 'dır. 1968'de Dünya gazetesinde 1915 için 'Bu bir jenosittir' dedi. Atatürk'le ilgili bir anısını anlattı. Atatürk 1915'te Halep'te Baron otelinde kalır. Orada Ermenilerin yerleştirilmesiyle uğraşan Hasan Amca'yı görür. Atatürk onu görünce çok kızar. 'Katiller' diye bağırır. 'Hepiniz cephe gerisinde Ermeni öldürmek için dolaşan katillersiniz. Hiçbiriniz cepheye gelip savaşmazsınız!..' "
Buyurun bakalım... Eğer bu ''titiz'' (!) araştırmacı, 1968'in hangi günkü Dünya gazetesinde bunların söylendiğini belirtseydi, gider bulurdum. Fakat tüm 1968'i taramam, elbette mümkün değil. O zaman, ''yalanı'' kimin söylediğini anlardık.
Kaldı ki, 1968'de Atay adamakıllı yaşlıydı. Anılarına fazla güvenmemiz için bir neden yok. Böylesine önemli iddialar, yaşlı bir gazetecinin bölük pörçük anılarına dayanarak ileri sürülebilir mi? ''Jenosit'' kelimesi, Atay'dan çok daha önce, Almanların Yahudilere yaptıkları ve ABD'lilerin Kızılderililere yaptıkları için kullanılıyordu. Ancak bu ''süper zekâlılar'' , Amerika'yı her gün yeniden keşfediyorlar.
Ve tüm bunlar bir yana; Atatürk'ün 1915'te Halep'te olduğu, tam bir yalandır. Halep'in o tarihte semtine uğramamıştır. Mustafa Kemal, 1. Dünya Savaşı başladığında, Sofya'da askeri ataşedir. Savaş patlak verince, ısrarla cephe görevi ister. Israrları üzerine, 19. Fıkra Kumandanlığı'na atanır. İstanbul'da kimi karışıklıklardan sonra atandığı birliğin, Tekirdağ'da kuruluş halinde olan 19. Tümen olduğu anlaşılır ve 2 Şubat 1915'te Tekirdağ'a gelerek görevine başlar. 10 Aralık 1915'e kadar Çanakkale'de sayısız başarılara ve kahramanlıklara imza atan Mustafa Kemal, ''Anafartalar Kahramanı'' sıfatıyla İstanbul'a döner. Kısa bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra, Sofya'daki bazı işlerini çözmek için Bulgaristan'a gider. Oradayken, Edirne'ye gönderilen 16. Kolordu Kumandanlığı'na atanır. Ve 14 Ocak 1916'da Karaağaç'a gelerek kumandanlığı devralır. (Bu kolordu, daha sonra Silvan'a sevk edilecektir.)
Nerden çıktı Halep, nerden çıktı Baron oteli?..
Bu ''süper zekâlıları'' anlamak mümkün değil. Bir resmin altına, açıklama koymuşlar. Şöyle deniyor: ''Belgeler var. Sistematik ve organize bir Ermeni ayaklanması yoktur...''
Bu arkadaşın, en ufak bir tarih ''nosyonu'' olmaması bir yana, en basit biçimiyle, ''mantığı'' da yok. ''Olmayan bir ayaklanmanın'', ''belgesi'' acaba nasıl olur? Sırf bu cümle bile, yalanını ve cehaletini ortaya koyuyor.
O dönemdeki Ermeni ayaklanmalarını izlemek için, Osmanlı kaynaklarına değil, Ermeni kaynaklarına ve Kilise kayıtlarına bakmak bile yeter.
****
Konuşmada, şöyle bir cümle kullanmış: ''...Mustafa Kemal bu işi, 24 Nisan 1920'de Meclis konuşmasında geçmişe ait bir fezahat, çok kötü bir şey olarak tanımladı. Bir radyo demecinde de, 'Bir daha Ermeni kıtaline benzer bir kötülük olmayacağının garantisini veririm' dedi...''
O günlerin dünyasında; ''radyo demeci'' nin nasıl olacağına, hiç aklım ermedi. Herhalde ''canlı yayın'' ya da ''teyple kayıt'' (!) değildir. Olsa olsa bir ''haber muhabirine'' beyanat olabilir.
Fakat üşenmedim, 24 Nisan'da yaptığı tüm konuşmaları inceledim ve her iki ifadenin de bulunmadığını gördüm. ''Kaynak Yayınları'' nın çıkardığı; ''Atatürk'ün Bütün Eserleri'' başlıklı çok önemli ve değerli çalışmanın 8. cildinde 24 Nisan 1920'de yaptığı tüm konuşma ve yazışmalar 72 ila 97. sayfaları arasında yayımlanmış. Yukardaki sözlerin ikisi de yok.
24 Nisan 1920'de, TBMM gizli oturumunda şöyle söylüyor: ''...Ermeniler, Erivan Ermeni bölgesi dahilinde İslam ahaliyi imha etmekle meşguldür. Biz İngilizleri, Amerikalıları aleyhimize tahrik etmemek ve her nasılsa Harbi Umumi'de yapılmış olan vakanın tekrarlanmasına ve devamına dair hiçbir zan ve şüphe vermemek için, bu malum bölge dahilinde bulunan İslam ahalinin sınırımızı geçmek suretiyle alenen yardımlarına dahi koşmakta tereddüt ettik. Fakat oradaki İslam ahali her taraftan hamisiz kalınca bittabi kendi hayat ve namuslarını yine kendiliklerinden muhafaza ve müdafaada tereddüt etmediler...
... (Kilikya bölgesinden söz ediyor)... Fransızlar tarafından silahlandırılan Ermenilerin İslam ahaliye tecavüz etmesi, onları katletmesi neticesi vuku bulacak mukabelelerden, mukavemetlerden de hiçbir mesuliyet kabul etmeyiz...
...Bütün Avrupa'da ve bütün Amerika'da fevkalade dalgalandırdılar. Halbuki milletimiz tarafından tecavüz vaki olmuş değildir. Vuku bulan tecavüze karşılık verilmiştir...''
***
İnsan, biraz ''ciddi'' olur. Bazı konularda en ufak bir fikri olmayan ''tarihçilerin'' (!), ülkemizi böylesine karalamasını açıklamak çok zor.
Her türlü düşünceye, (bana ne kadar aykırı gelirse gelsin) saygı duyarım. Fakat yakın tarihimizi, bu türden yalanlara saptırmak isteyenlere, hiç saygı duymuyorum. Çok ayıplıyorum...
Toktamış ATEŞ / 02.06.2005 - Cumhuriyet
Minnesota Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Akçam ile Radikal Gazetesinin gerçekleştirdiği röportajın içeriğine Soykırım da Atatürk'ü delil gösterdi başlıklı haberimizden ulaşabilirsiniz....
En Son Aranan Haberler
Okunma : 56 // Aldığı Oy : 8 // Gönderen : Tv Dizileri Oy Ver :
|