Said Nursi’nin hayatını anlatan 3 ciltlik kitap yazan öğrencisi Abdulkadir Badıllı, Soner Yalçın'ı kitabını satmak için yalan yazmakla suçladı ve 'benim belgem var, Soner Yalçın'ın belgesi nedir?' diye sordu... Muhammed Taşçılar'ın haberi
Said Nursi’nin Şanlıurfa’daki ilk talebesi Abdulkadir Badıllı Soner Yalçın’ın kitaptaki iddiaları karşısında “Belgesi varmı? diye sordu ve ekledi. “Soner Yalçın kitabını sattırmak için bu yola başvurdu.” Emniyet Müdürlüğünün Polis Dergisinden derlenen Polis Belgeleri adlı kitapta Said Nursi ’nin Önce Afyon’a daha sonra Isparta’da bir mezara gömüldüğünü ifade eden Badıllı “Daha sonra talebeleri cesedi Isparta’nın Sav köyüne götürüp oraya defnettiler. Bu mezardan da kimse çıkarıp götürmedi. Çünkü burası özel bir mezarlıktı.” diye konuştu. Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatan 3 ciltlik kitap yazan Badıllı Said Nursi’ye 16 yaşındayken Afyon’a giderek talebesi olduğunu burada 5 yıl kaldığını daha sonra askere gittiğini Said Nursi’nin de o sırada Şanlıurfa’ya geldiğini kendisi askerdeyken vefat ettiğini dile getirdi. Kitabını yazarken yaşamı ve ölümü ile ilgili bir çok gelişmeleri birkaç kişiden dinlediğini en son da kardeşi Abdülmecid efendiden baştan sona dinlediğini söyleyerek “Naaşın, asker nezaretinde, Şanlıurfa'dan çıkarılıp, Isparta'ya defnine kadar geçen süreci Abdülmecid Nursî şöyle anlatıyor: “Evimize bir sivil memur geldi. ‘Vali Bey sizi istiyor’ dedi. (Bu memur sonradan tesbit ettiğimize göre Konya Emniyeti Birinci Şube Komiseri İbrahim Yüksel'dir.) Arabayla vilayete gittim. Vilayet makamında üç general var idi. İkisi Cemal Tural, Refik Tulga idi. Diğerinin ismini şimdi hatırlayamıyorum. “Tanışmadan sonra, Cemal Tural Paşa ile aramızda şöyle bir konuşma oldu: ‘Ülkemiz kötü günler yaşıyor. Ağabeyini her geçen gün ziyaret edenler çoğalıyor. Bu itibarla kabrinin nakledeceğiz. Şu dilekçeyi imzala.’ “Dilekçeyi okuyunca tüylerim ürperdi. Az kalsın bayılacaktım. ‘Bu nasıl olur? Ağabeyimi, Üstadımı, hiç olmazsa vefatında rahat bırakın’ dedim. ‘Bizi buna mecbur eden kuvvet var. Ya imzalarsın, ya da sonun korkunç olur’ dediler. “Akabinde imzaladım. “Konya Hava Meydanına hareket edip, uçağa bindik. Diyarbakır'a vardık. Az bir moladan sonra ayrı bir uçak ile Urfa'ya gittik. Orada beni bir askerî vasıtaya bindirerek, askerî bir binaya götürüp bir odaya yerleştirdiler. İkindi vakti gelmişti. Akşam oldu, karanlık bastı. Bir askerî jip geldi, içinde üç asker, bir yüzbaşı vardı ve beni alıp Halîlü'r-Rahman Dergâhına götürdüler. “Dergâhın avlusuna girdik. Baktım iki tabut, dört asker, bir doktor var. Bana hitaben doktor bey dedi ki: ‘Merak edilecek bir şey yok. Buradan Hazret-i Üstadı fazla izdiham ve ziyaretçi yüzünden İç Anadolu'ya nakledecekler. onun için seni buraya getirdiler.’ “Ben artık tutulmuştum. Ölüyor gibiydim. Titriyordum ve ağlıyordum. Sabahtan beri de ağzıma hiçbirşey koymamıştım. Doktor Bey askerlere dedi ki:‘Bu tabutu açıp Üstadı öbür tabuta alacağız.’ “Fakat, onlar da benim gibi çok korkmuşlardı ve ‘Biz yapamayız’ dediler. “Yine Doktor, ‘Korkmayın, bizler emir kuluyuz. Bu, vazifemiz’ dedi. “Ve askerler dergâh mezarlığından çıkartılan Üstadın tabutunu açtılar. Hazretim, artık ben bitmiştim. İçimden şöyle geçiyordu: ‘Şimdi Seyda’nın kemikleri birbirine karışmıştır.’ “Fakat heyhat, benim de yardımımı istediler ve böylece elimi kefene sürünce, Üstadın sanki yeni vefat etmiş gibi durduğunu fark ettim. Rahmetlik ağabeyimin yalnız kefeninin ağız kısmı biraz sararmıştı. Doktor Bey kefeni açtı, Üstadın yüzü nur içindeydi. “Adeta bize tebessüm ediyordu. Tabuttan çıkardık. Askeriyenin çok ağır olan tabutuna yerleştirdik. Etrafında boşluklar vardı. onu da otlar ile doldurduk, yolda örselenmesin diye. “Bu işler bittikten sonra bir cemse ile havaalanına gittik. İlk gelen uçak tabutu almadi. Başka, ikinci bir uçağa tabutu yerleştirdik. “Tabutu uçağa götürürken Urfa’nın sokaklarında hep süngülü askerler görüyordum. ‘Ne oluyor?’ diye sordum. “Subayın biri, ‘Bu gece sokağa çıkma yasağı var’ diye cevap verdi. “Her neyse. Urfa’dan kalktık, Diyarbakır’a geldik. Tural orada kaldı. Başka subaylar bindi uçağa. Oradan da Afyon’a indik. Askerî bir arabayla gece karanlığında semt-i meçhûle hareket ettik. Sabaha doğru Isparta’ya geldik. Ortalık alaca karanlık idi. Biraz daha gittikten sonra durduk. Tabutu indirdiler. Baktım bir kabir kazılmış. Etrafında 10-11 asker vardı. Tabutu askerler ellerine alıp hemen indirdiler, mezara koydular. Üstüne toprak attılar. “ diye konuştu. Said- i Nursi Balıklıgöl’de Hz. İbrahim’in doğduğu mağaranın bulunduğu Dergah’ta hazırlanan bu türbede toprağa verildi. Cenazenin alınmasına karşın Şanlıurfa’daki boş mezarı halen ziyaretçi akınına uğruyor. Boş mezardaki tabelada ise Said- i Nursi ’nin buraya gömüldüğü ve daha sonra naaşının buradan çıkartılıp meçhul bir yere götürüldüğü yazılı. Aynı ifadelerin İngilizce metninin de yer aldığı boş mezarda ayrıca Said- i Nursi’nin bir şiiri de bulunuyor. Kaldığı ve vefat ettiği İpek Palas oteli’nin 27 nolu odası ziyaret ediliyor. Otel yetkilileri odayı kapattıklarını ve yıllardır hiç kullanmadıklarını belirttiler.
(Haber7)
En Son Aranan Haberler
Okunma : 25 // Aldığı Oy : 9 // Gönderen : Tv Dizileri Oy Ver :
|